Yazan: Ali Hasırcı, Sınıf Öğretmeni,

1 Eylül Dünya Barış Günü'nde yeni görev yerime başlamam gerektiğini söyleyen bir telefon alınca beynimden vurulmuşa döndüm. O gün benim evlilik yıldönümümdü. Büyük bir pişmanlık, kızgınlıkla görevimden ayrılarak Zonguldak Çaycuma Şehit Hasan Yağlı İlkokulunda göreve başladım.

22 yıl çalışmıştım Gökçebey ilçesinde....

Dile kolay bir ömür... Çocuk sayılırdım göreve başladığımda. Üniversiteyi 21 yaşında bitirmiş,mesleğimle ilgili bütün ilkleri burada yaşamıştım. İlk görev yerim, ilk öğrencilerim, ilk arabam, çocuklarım ve eşim. Sanki hepsinden ayrılıyormuşum gibi geldi. Gökçebey benim evim olmuştu. Arkadaşlarım, öğrencilerim sevdiğim insanlar hepsi buradaydı. Ayrılıp gitmek zor gelmişti.

Çevremdeki insanların kızgın, eleştirel söylemleri altında yeni görev yerime başladım. Evlilik yıl dönümümde.

O zaman anlamıştım geminin yavaşça limandan ayrıldığını, ağır ağır. Güvenli, sakin bir limana demir atmış bir gemi gibiydim. Gemi dediğin denizlerde olmalıydı. Dalgalı denizlerde. Sakin sular yılların yorgunluğunu üzerime biriktirmişti.....

Yeni okul, yeni öğrenciler, yeni veliler ,yeni öğretmenler ve eskimiş ben.

Beş ay geçti göreve başladığım günden beri. Önceleri her şey farklı geldi, alışamadım. Hiç bir şey alışkanlıklarıma uymuyordu. Zamanla geminin yelkenleri rüzgar almaya, ağır aksak hareket etmeye başladı. Deneyimlerimi cebime koyarak öğrencilerimle küçük küçük adımlar atmaya başladık. Onlar birinci sınıfa başladı, ben yeni bir okula başladım. Şimdi ÖĞRENCİLERİMLE birlikte el ele dalgalara doğru yol alıyoruz...

Bu günceyi yazdığım dan beri tam iki yıl on bir ay geçmiş. Bu sürede küçük oğlum liseye, büyük oğlum da üniversiteye başladı. Zonguldak’ın Çaycuma ilçesine taşındım. Saçlarım biraz daha azaldı, beyazlaştı. Bu süre içersin de öğrencilerim büyüdü. Yılın sonunda mezun bile olacaklar…

İki yıl on bir ay uzun bir süre mi? Kısa bir süre mi? Anlayamadım. Bu sürede hayatıma bir çok insan girdi ve hayatımdan çıkanlar da çıkardıklarım da oldu.

![](/storage/app/media/cropped-images/whatsapp-image-2018-12-05-at-125446-1-0-0-0-0-1544181767.jpeg)

Hayatı bir yolculuk olarak görüyorum. Bu yolculukta yolumuza birçok kapı çıkar. O kapıyı açıp içeri girmek sizin elinizde. Benim de önüme bir kapı çıktı, o kapıyı açıp içeri girdiğimde HAYAL GÜCÜ MERKEZİ ile tanıştım. Bu tanışma aynı yolda yürüyen insanların kesişim merkeziydi. Bir hayal ve o hayalin peşinde giden, o hayalin öğrencilerinin gelişimine katkı sağlayacağına inanan öğretmenler topluluğu. Samimi, içten kalbi ve vicdanı olan öğretmenler iyi ki sizleri tanımışım.

Hayal Gücü Merkezi ile tanışalı dört ay olmasına rağmen sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissediyorum. Eğitmenin Sor, Keşfet, Üret yolculuğu kampında ceplerim, o kadar dolu dolu ayrıldım ki bugün okulumda öğrencilerimle HAYAL GÜCÜ MERKEZİ kurma çalışmaları yapıyoruz. Bir çocuğa hayallerinin sorulması ve o hayallerden meraklarından yola çıkarak eğitimin yeniden düzenlenmesi, olacak iş değil. Ya da bize göre değil. Başta garip gelmişti.

Birden çocukluğumu hatırladım. Dere kenarında çamurla oynarken yollar yapar, köprüler kurar, o köprü ve yolların üzerinden hayallerimi geçirirdim. Ne kadar güzel hayaller kurardık ve kimse bize bir şey sormazdı. Bazen düşünüyorum da çocukluk günlerimi o günlerde bana hayallerimi sorsalardı, anlamaya çalışsalardı eminim ki hayatım farklı şekillenirdi.

Bugün Hayal Gücü Merkezi önümüze bir yol çiziyor. Öğrencilerin soru ve meraklarından, hayallerinden yola çıkarak eğitimin sınıfın ve okulun yeniden düzenlenmesi. Sınıfımda yaptığım çalışmalardan görüyorum ki öğrencilere fırsat verilirse, onların merak ve ilgileri ortaya çıkarılırsa öğrenciler geleceğimizi aydınlatacaklar. Ne mutlu ki hayal kuran öğretmenler ve o hayale ortak olan öğrenciler var.

Hani şöyle bir söz vardır ya, bir şeyin hayali kurulmamışsa gerçekleşmesi mümkün değildir. Hayal Gücü Merkezinin Hayali kurulduğuna göre artık bunu Türkiye‘nin her yerinde gerçekleştirme zamanı...